|
ÖVGÜ YILMAZ 26.10.1991
Vakfımızın
şeker kızı. İçi öylesine kıpır kıpır ki; her şeye
yetişmeye çalışıyor. Bale ve yüzmenin yanı sıra
iyi bir halk oyunları oyuncusu aynı zamanda. Onunla
sohbet etmek bizim için ayrı bir keyif doğrusu.
Sevgili Övgü, yüzündeki tatlı gülüş hiç eksik
olmasın. Başarılarının devamı dileğiyle...
Baba Erdem Yılmaz'ın duyguları ile ÖVGÜ.
Duyguların en güzeli baba olmak! Tarifi imkansız
bir coşku ile karşılıyorum o anı; bir bebeğimiz
olacak!.. Öylesine konuşuyoruz eşimle; kız mı
olsa oğlan mı? Ne fark eder ki ... Eşimi kutluyor,
sağlıklı ve hayırlı bir evlat olsun yeter diyorum
ama kız evladın yeri de başka oluyor yani...
Zaman çok uzun geliyor artık. Eşim de ben de
hayallerimizle süslüyor, hayallerimizde büyütmeye
çalışıyoruz bebeğimizi.
Henüz yeni doğmuş, yumuşacık bembeyaz teni, minnacık
elleri, yemyeşil gözleri ve tel tel bir tutam
altın sarısı saçları... Hemen ayırt ediyoruz yaşıtlarının
arasından. Bu bizim bebeğimiz diyoruz. Bir gülücük
gönderiyor bize, birer öpücük konduruyoruz karşılığında.
Büyüyecek diyoruz, kendi ayaklarının üzerinde
duracak elbette...
Sağlıklı, neşeli, huzur dolu, mutlu ve son lokmasına
kadar mamasını yediği günlerin yanı sıra annesinin
sütünü bile istemediği, hasta, ateşli ve ağlamaklı
günlerini canlandırıyoruz hayallerimizde. Hayatın
tatlı cilveleri diyoruz gülümseyerek hayallerimize...
Ne de çabuk gelmiş ilk doğum günü. Ne hediye
alsak bir türlü karar veremiyoruz. Benim tercihim
yine de bir kız çocuğuna alınabilecek türden elbette.
Coşku ile kutluyoruz ilk doğum gününü. Tebrikler...
Kutlamalar... Pastalar... Doğum günleri birbirini
izliyor. Her defasında daha çabuk gelse diyoruz
bir sonraki doğum günü.
Merakla soruyorum eşime; ne zaman emekleyecek,
ne zaman sıralayacak? Cevabı biraz nükteli! "Hepsi
zamanı gelince" diyor ve ekliyor " Anne
diyecek, baba diyecek. Bizimle konuşmaya başlayacak
elbette. En çok ta beni sevecek" "Hayır
beni". İkimizi de birden sevmeli diyoruz.
Hayatın tüm zorluklarına rağmen her yaşın tüm
ihtiyaçlarını karşılamalıyız diyoruz bebeğimizin.
Öğretmeli ve eğitmeliyiz onu. İkimiz de hemfikiriz
bu konuda. Çünkü bizden sonra da bizsiz sürdürecek
hayatını elbette. Kendini yetiştirmeli, hayata
hazırlamalı diyoruz.
Evde sıkılmaya başladı bile. Yuva yaşı geldi
artık. Tam gün mü gitse yuvaya, yarım gün mü?
Karar vermeye çalışıyoruz ki yuva oyunları başlamış
bile. Becerilerini geliştirmiş, arkadaşlıklar
kurmuş, sevgimize ortak öğretmen ve eğitmenle
kuşatmış etrafımızı adeta. Çocuk müsamerelerine
hazırlanmış, müziği, baleyi, folkloru ve daha
nice becerileri kazımış adeta belleğine. Yuva
çayında öğretmeni gururla dikiliyor karşımıza
"İşte bu sizin bebeğiniz!" Hayır diyoruz
alçakgönüllülükle ve ekliyoruz "Bu sizin
eseriniz."
İlköğretime başlamalı artık diyorum, eşim itiraz
ediyor "Bir yıl daha gitmeli yuvaya, eğer
çocuk ise çocukluğunu yaşasın bir yıl daha."
Neden olmasın diyorum.
Bir
yıl daha geçmiş, okul mu bulsak, öğretmen mi telaşına
düşüyoruz birden. Bu çok önemli çünkü, öğrendiklerini
bize öğretmeye başlayacak artık. 1. sınıf, 2.
sınıf, 3.sınıf, 4. sınıf... Okuyor, büyüyor artık
bebeğimiz!
Tam o anda bir el dokunuyor omzuma "Bu bebeğin
babasınız sanırım" diyor. Evet diyorum ve
hemen ekliyor " Ben hekimim ve sizinle biraz
konuşmalıyım" Buyrun diyorum, tedirginliğinden
belli ki işinin pek ehli değil..! Konuşmaya başlıyor.
"Bebeğiniz DOWN! Hani halk dilinde MONGOL
derler işte ondan. Eğer tahminimiz doğru çıkarsa
yapacak pek bir şey yok. Bu tür bebekler zaten
çok uzun yaşamazlar, 10-20 bilemedin 30... Annesi
hastaneden çıkıp eve gidince uygun bir dille kendisine
siz açıklar ve genetik servisine gidip gerekli
laboratuar tetkiklerini yaptırırsınız artık..!"
Omzuma dokunan ve hekim olduğunu söyleyen o el
bir anda azrail oluveriyor sanki...Hayallerimizde
büyüttüğümüz bebeğimizi elimizden alıp bambaşka
bir yaratık sunuyor sanki bize..! Hayallerimizdeki
bebeğimiz öldü, bebeğimiz öldü...diyoruz..
Genetik tetkikler doğru çıksa da omzuma dokunan
elin yanıldığını erken fark ediyoruz eşimle birlikte.
Hayallerimizde büyüttüğümüz bebeğimize kavuşmak
için birlikte çıkıyoruz tekrar hayat yoluna...!
Ve şimdi çok şükür ki hayalimizdeki bebeğimizi
kurtardık azrailin elinden. ÖVGÜ'müze kavuştuk.
ÖVGÜ ile yapıyoruz her işimizi ve şimdi İlköğretim
4. Sınıfa gidiyor ÖVGÜ yaşıtlarıyla birlikte.
Aynen hayalimizdeki bebek gibi...
|